Rüya 3. Bölüm

2.Bölüm’ü Hatırlayalım

Rüya, evden çıktıktan sonra Fatih ile her zamanki buluşma noktaları olan sahilde bir araya geldi. Gece farkında olmadan bitirdiği resmi Fatih’e teslim ederken, bir yandan da arkadaşı Meltem’in yetenekleri üzerine onunla kısa bir tartışma yaşadı. Bu sırada geçmişe giden Rüya; annesinin bir öfke nöbeti sırasında yaptığı resmi nasıl mahvettiğini ve o gün çöpe attığı bu resmin aslında hayatını değiştiren Salim abiyle tanışmasına nasıl vesile olduğunu hatırladı. Fatih’in yanından ayrılıp Meltem’in kursuna doğru giderken, yolda lüks bir butiğin vitrinine bakarken bir teklif aldı ve kendini bir anda mankenlik çekimlerinin ortasında buldu. Hem modellik yapıp hem de resim yeteneğini konuşturabileceği bu yeni iş fırsatı Rüya’yı heyecanlandırsa da, çekimlerin ardından vakit kaybetmeden asıl hedefi olan Meltem’in yanına gitmek üzere stüdyodan ayrıldı.

“Kızım sana öyle bir şey anlatacağım ki inanmayacaksın.”

“Noldu?”

“Geliyorum şimdi hazırlan, birazdan oradayım.”

Heyecandan Meltem’in yanına gelmeden onu arayıp yaşadığım olayı paylaşmak istemiştim. Ama telefondan anlatmak beni tatmin etmeyecekti. Ellerim cebimde sırıtarak yanına gittim. Hala olanlara inanamıyordum. Yaşadığım her şey bir rüya gibiydi. Evden çıkarken bunları yaşayacağımı asla tahmin etmezdim. Meltem’in bu durumu nasıl karşılayacağını çok merak ediyordum.

Karşımdaki dev yeşil kapıyı iterek içeriye girdim. Meltem’in kursu eski rumlardan kalma otantik bir binanın içindeydi. Kapıdan girer girmez altı basamaklı bir merdiven çıkıyordunuz. Merdivenler bitince hemen soldaki kapıyı tıklatıp içeriye kafamı uzattım. Meltem bana dışarı çıkmam için el işareti yapınca utanarak geri çıktım. Gördüğüm kadarıyla yaklaşık beş altı kişi vardı içerde. Ders anlatan bir hoca da yokru, herkes resim yapıyordu. Neden içeri giremediğimi anlamamıştım ama şuan buna takılmayacaktım. mutluluğum o kadar büyüktü ki şuan hiç bir şey beni üzemezdi.

Koridordaki sandalyelerden birine oturup Meltem’i bekledim.

“Kızım niye pat diye giriyorsun içeriye, hocanın en sevmediği şeylerden biri. Aramız gerilecek senin yüzünden. Zaten üç yıldır çıkamıyorum şu bataktan.

“Özür dilerim bilmiyordum.” diyerek öptüm yanağından. Kurstan çıkıp sahile doğru yürürken heyecanıma yenik düşünüp hemen dökülüverdim..

“Ben işe girdim!” yani galiba..

“Nasıl ya! Nerdee?”

“Monopra’da..”

“Hadi ya? Nasıl oldu o iş? İnternet başvurundan mı aradılar?”

Olan biteni anlattım. O sırada sahile varmıştık.

Çiğdemimizi ve kolamızı alıp bir banka oturmuştuk. Beni tebrik etti. “Beni de Mirada’dan aramışlardı, kursum var diye gidememiştim, hatırlıyorsun değil mi? Çok üzülmüştüm.”Haklıydı Ben de çok üzülmüştüm. Oraya tasarımcı olarak alınsaydı aylık en az yüz bin lira maaş alabilirdi. Onun seçimi kariyer yapmaktı. Okulum bitmeden işe girersem beni iki gün sonra kapının önüne koyarlar, sonra sokakta grafiti yaparken bulursun beni diyordu.. Böyle düşününce çok haklıydı ama benim başka bir seçeneğim yoktu. Yani okumak gibi. Annemin bitmek bilmeyen isteklerine yetişmesi gereken bir Rüya vardı çünkü. Benden önce annem vardı.

“Ee Fatih ne yapıyor? Buluştunuz mu bugün? Resmi teslim edebildin mi?” tam cevaplayacaktım ki, telefonum çaldı. Arayan Sena’ydı. İsmini telefonda görünce hemen ayağa kalktım.

Resimlerimi merkeze göndermişlerdi. İnceledikten hemen sonra aramışlar, ve işe alındığımı söylemişler. Meltem ile göz göze geldik. Sırıtıyordum. O da anlamadan bana kafa salladı.

“Ben oraya yakınım hemen gelebilirim, orada görüşürüz.” dedim ve kapattım. Koşarak Meltem’e sarılıp sevinçle zıplamaya başladım. O da bana eşlik etti. “Alındım, alındım!” deli gibi etrafımızda dönüyorduk. Yanımızdan geçen bir kedi korkudan zıplayıp koşarak uzaklaşmıştı. Meltem bu halime gülmüştü.

“Dur bi sakin ol deli, gidip konuşalım bakalım.”

“Meltem biliyor musun sadece senin yanında böyleyim. Anneme söylediğimde ne tepki verecek bilmiyorum.” yüzüm düşmüştü. Heyecanım bir an için gölgelenmişti. Annemi düşünmek bile enerjimin düşmesi için yeterliydi. Nasıl bir kadındı bu? Eğer bu işi kabul etmezse başka işe girmeyecektim. Onun istekleri yüzünden kendi hayallerimi gözardı etmekten sıkılmıştım. Kendi bilirdi. Ahmet abiye veresiye yazdırarak viski içmeye devam edebilirdi.

“Rüya geldik.” Sahildeki pahalı kafelerden birine gelmiştik. Aslında biraz çekiniyordum. Çünkü son paramla gevrek almıştım. İçeriye girdiğimde hiç bir şey içmeden kalkıp gitmeyi planlamıştım. Meltem önden, ben arkadan içeriye girdik. Sena sabahki kombininin üzerine beyaz kürkünü giymiş, deniz manzaralı bir masaya oturmuştu. Göz göze gelince elimi kaldırdım. Yanına doğru ilerlerken Ümit’in de orada olduğunu gördüm. Galiba iyi anlaşıyorlardı. Kendimi onların yanında yabani gibi hissediyordum. Onlar beni öyle görmüyordu belki ama içimdeki sese ‘sus! diyemiyordum. Yanlarına vardığımızda Meltem elini uzatarak ikisine de kendini tanıttı. Sena yarım gülümseme ile Meltemin selamına karşılık verdi.

“Hoşgeldin Rüyacım dedi ve çantasından mavi kapaklı bir dosya çıkarıp masaya koydu.” gülümseyerek devam etti.

“Bu evrakları imzaladıktan sonra, koleksiyon boyunca bizimle çalışacaksın, çok tebrik ederim.” çok içtendi. Sena’yı gerçekten çok sevmiştim. Cıvıl cıvıl bir kızdı. Sonra Ümit girdi lafa.

“Yeni star, sahnene hoşgeldin!”

*

Evraklar elimde, eve gidiyordum. İmzalamamıştım. Çünkü annemin tepkisinden korkuyordum. Bu yüzden Sena’dan bir gün müsaade istemiştim. Meltem’de annemin sorun çıkaracağını söylemişti. Asla izin vermez bence demişti. Yine de içimdeki minik bir umut parçacığı sorun etmeyeceğini söylüyorduç Ayaklarım geri geri giderken bir şekilde kendimi evin önüne atmayı başarmıştım. Annem bugün gündeydi. Arka mahalledeki Lütfiye teyzenin evindelerdi bugün. Saate bakınca, daha gelmesine vardı. Fırsattan istifade evimizin önündeki merdivene oturup cebimdeki sigarayı çıkardım. Fatih’ten bir sigara fazla alıp cebime sıkıştırmıştım.

Sigarayla bakıştık. Boynu bükülmüş bana bakıyordu.

“Seni yakmak için bir çakmak lazım.”

“Ahmet abi! Bi’ çakmak versene be.”

“Vereyim abisi, al bakalım.” Ahmet abi tatlı adamdı. Bizim fırının sahibiydi. Bir tane de tekeli vardı yanında. Annemden hoşlanıyordu. Annem de onun iyiliğini ve sevgisini kullanıyordu. Alışmıştım.

Sigaramı yakıp göz kırparak teşekkür ettim.

Evin önünde olta atıyordum. Annem gelmeden sigaramı içip eve çıkmam gerekiyordu. Allahım, ne olurdu annem düzelseydi, beni çokça sevseydi. Benimle gurur duysaydı ne olurdu! Ne olur Allahım annem çok mutlu olsun, aferin, kedi olalı bir fare tuttun desin ne olur.. Kafamı yukarı kaldırmış dua ediyordum. Gökyüzü o kadar maviydi ki bugün, sanki ne dilesem gerçek olacak gibiydi. Sigaramı atıp eve çıktım. Dişlerimi fırçalayıp ağzıma karanfil attım. Bizim evde karanfil hep vestiyerdeki tabağın içinde olurdu. Annemin alışkanlığıydı bu. Babam çok severmiş. Bana da alıştırmıştı. Bu yüzden sigara içtiğim için karanfil çiğnediğimi düşünemezdi..

Mutfağa gidip sabahki bulaşıkları topladım. Anneme bir şey isteyeceğim hediyesi vermem gerekiyordu.. Klasiktir..

Akşam yemeğinde salçalı makarna yapmaya karar verdim. Mevcut kiler durumumuz ve aile cüzdanımız ancak bunu mümkün kılıyordu. Babamın gönderdiği parayla ancak kirayı ödeyip iki hafta yetecek kadar alışveriş yapabiliyorduk. İşi kabul etmesi için bir neden de buydu.. Makarna suyunu koyduktan hemen sonra anahtarın deliğine girdiğini duymuştum. Hemen dosyayı arkama saklayıp ayakta onu bekledim.

İçeriye girdiğinde bana bakıp duraksadı.

“Ne dikiliyorsun öyle karşımda? İş bulamadıysan bugün de gözüme görünme.” diyip kafasındaki lastiği çıkardı. Ardından ayakkabılarını çıkarıp kenara fırlattı ve ağzına bir karanfil attı.

“Anne, şimdi sana bir şey anlatacağım ama önce oturman lazım.”

İlgisini çekmiştim.

“Ne anlatacaksın Rüya, söyle hemen şimdi üstümü değiştiricem yoruldum zaten.” Allah aşkına neden yorulmuştu? Dedikodu yapmaktan mı. Gözlerimi devirip devam ettim.

“İş buldum. Gel, anlatayım.” gözleri ışıldadı.

“Ne işi kız? Bulaşıkçı olarak işe alındın onu mu anlatacaksın.” diyerek içten bir kahkaha patlattı.

“Ay Rüya, sanırsın manken olacak başıma. Ne olarak almış olabilirler kızım seni işe. Tecrüben yok senin bir kere.” alevini söndükçe harladığım heyecanımın artık harlanmaya ihtiyacı kalmamıştı. Çünkü annem bir kova su boşaltarak, var olan minik kıvılcımları da yok etmişti. Dosyayı mutfak masasına bırakıp sinirle odama gidip kapıyı arkamdan çarptım.

“Gerizekalı senin bana sinirlenmeye hakkın yok, varoş seni. Kim ne yapsın lan seni. Eve üç kuruş para getireceksin diye seni tebrik edip, boynuna mı atlayacaktım, salak!” arkamdan bunları söylemişti. Kapımın dibine çökmüştüm. Dizlerimi kendime çekerek ne kadar aptal olduğumu, annemi hiç tanımamış gibi gereksizce umutlandığımı düşünürken, parke buğulanmaya başladı.

Annemi bir şekilde ikna etmem gerekiyordu. Böyle ağlayarak onu ikna edemezdim. Hayatımızın değişmesini istiyorsam bunu yapmak zorundaydım. Hemen ayağa kalkıp göz yaşlarımı sildim. Banyoya gidip yüzümü yıkayıp kuruladım. Burnuma gelen kokudan annemin mutfakta sigara içtiğini anlamıştım. Aynaya döndüm. “Hadi Rüya, göreyim seni!”

“Anne, ben Monopra’da işe başladım.” beni dinlemeyeceği için direk konuya girdim. Eh, artık bir övgüyü hak etmiştim. Sonuçta herkes burada işe giremezdi. Kendi içimden böbürlenerek sırıtmak için ufak bir hamle bekliyordum annemden. Ağzında sigarasıyla bana bakıp kaldı. Donmuştu galiba.

Sigarasını indirip küllüğün kenarına koydu. Bacak bacak üstüne atarak ellerini dizlerinde birleştirdi. Sanırım beni dinlemeye karar vermişti.

“Ne olarak?” sırıtarak karşısındaki sandalyeye oturdum.

“Anne, ne diyeceğini bilmiyorum ama buna ihityacımız olduğunu sen de çok iyi biliyorsun o yüzden lütfen ha-”

kafasını sallayarak tekrar sordu.

“Ne olarak Rüya?”

“Manken ve Moda illüstratörü olarak.” dudaklarımı öpücük atar gibi büzerek söyleyeceklerini bekledim. Hala bana bakmaya devam ediyordu. Dudağımı kıvırdım. “Hani senin beğendiğin, Hatice teyzenin çantasının satıldığı mağaza.. Belki sana da alırız..” diyerek masum bakışlar yollardım anneme. Gözlerimin parladığına emindim. Biraz gevşedi. Yumuşuyordu bence. Çay tabağındaki sakızı alıp ağzına attı.

“Nerden buldular seni?”

“Vitrindeki çantalara bakarken görmüşler beni. Teklif ettiler.” sonra sesimi biraz kısarak devam ettim;

“Hatta çekim de yaptık..” dizimde daireler çizerek yere baktım.

Ayağa kalktı. Sıçmıştım. Yanıma gelip karşımda durdu. Korkudan yığılacaktım şimdi. Annemin tokatına gerek kalmayacaktı.

“Sonunda yaradın bi halta, aferin.” diyerek içeri gitti. Ben de derin bir oh çektim. Annem için bu kadarı bile fazlaydı. En azından kızmamıştı. Bu onun onaylama biçimiydi. Sevinçten zıplayarak odama gittim.

 

Yatağa kendimi bırakarak Fatih’i aradım. Olanları bir posta da ona anlattım ama beklediğim randımanı ondan alamamıştım, kıskanmış mıydı acaba? “Başına bir iş gelmesin.” diyordu. Markayı bilmeyen yoktu, ne gelebilirdi ki. Beni dolandırsalar, donumu alırlardı ancak. Resimlerimi mi satacaklardı. Boş işlerle uğraşacak bir yer hiç değildi. “Saçmalama istersen.” dedim göz devirerek. “Ben de geleceğim seninle yarın.” Tabi tabi, ben de öyle diyordum zaten. “Harçlık da koy cebime istersen ama beslenme çantamı hazırlamayı unutma bak o önemli.” diyerek onu tiye aldım. Komik çocuk. Yatakta yüz üstü uzanmış ayaklarımı havada sallayarak konuşuyordum. Gözüme tuvalim takıldı. “Fatih, yeni sipariş var mı? Artık eskisi gibi 7/24 müsait değilim biliyorsun.. Çalışan bir kadınım artık.” diyerek böbürlendim kendimce. “Şimdilik yok, ama abiye verdiğin sözü unutmayacaksın değil mi? Ertelenmekten hoşlanmaz.” “Biliyorum ama bazen tölerans gösterebilir diye düşündüm..” “Alo?” Fatih telefonu yüzüme kapatmıştı. Sabahtan akşama bu çocuğa ne olmuştu? Ayağa kalkıp telefonu yatağa fırlattım. Dolabımın karşısına geçip yarın ne giyeceğime karar vermeliydim. Gerçi onlar zaten giydirecekti ama, oradaki kızlar çok şıktı. Ben yanlarında manken olarak sokak rapçisi gibi görünüyordum. Pantolon ve kot şortlarımdan nasıl yeni bir Rüya çıkabilirdi ki diye düşünürken, telefonum çaldı.

Arayan Fatih’ti. Aklı yerine gelmişti herhalde. Ya da isteyerek kapatmadı.. Şimdi öğrenecektim.

“Rüya, Salim abi orada çalışmanı istemiyor.” abi dedik, bağrımıza bastık; bu kadarı fazla. Abi de kim oluyordu? Başımda zaten bir tane annem zorluğu vardı. Hayatta her istediğime karşı gelen, seçim yapma özgürlüğümün iplerini tamamen eline almış biri. Bir tanesini daha kaldıramazdım. Hem Monopra daha güvenliydi. Yeri ve yurdu belli, imzalı sözleşmeli bir işim olacaktı. Koleksiyon sonuna kadar çalışacaktık evet ama reklamım olacaktı.

 

Belki devamı gelirdi?

Salim Abi ise kim olduğunu bilmediğim, nerede yaşar resimlerimi ne yapar haberim olmayan, Fatih’in aracılığıyla haberleştiğim anonim adamdı.

Beni sevdiğine emindim. Değer verdiğini de biliyordum ama ben ona değer verebileceğim kadar tanıma fırsatım olmamıştı. Evet zor anımda talih kuşu gibi başıma kondu ama bu ona hayatıma karışma fırsatını tanımıyordu.

“Fatih, abiyi dinleyen kim? Anlaşma yok bir şey yok. Hayatıma karışma hakkını ona hangi güç tanıyor?” derin bir soluk aldığını ahizeden hissetmiştim.

“Rüya, orada üzülmeni istemiyorum. Sonuçta hiç böyle bir iş yapmadın. Ayrıca o iş bittiğinde Salim abi ile aranı bozduğun için pişman olacaksın.”

“Ben aramı falan bozmuyorum Fatih. Seçimi ona bırakıyorum.” dedim ve bu sefer telefonu ben yüzüne kapattım. Ben ki annem gibi bir kadını ikna etmiştim. İlk kez keyif alarak bir işte çalışacak, yeteneğim olan bir işi de icra edecektim. Bu benim için kaçırılmaması gereken bir fırsattı.

Telefonum tekrar çaldı. Arayan Fatih’ti. Bana öyle bir şey söyledi ki, durumun abideki yarattığı ciddiyetini duyar duymaz anlamıştım.

“Rüya, Salim abi seninle buluşmak istiyor.”

0 Yorum
1 Kişi Beğendi
Önceki Yazı: Pırlanta

İlginizi Çekebilir

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir